Masanın içinde fısıldaşıyorlardı şimdi. “Bir olduk artık” diyorlardı. “Bu masaya bir isim gerek” dedi, Sim. Geceler boyu düşündüler. “Simuzer” olsun dedi, Zer. İki isim teke inecekti böylece. “Olsun” dedi, Sim. Vitrindeydiler. Caddede bir erkek ve bir kız gördüler. Hızlı yürüyorlardı. Aceleleri vardı sanki. Birlikteydiler, ama ayrı gibiydiler. Onların da aralarında bir ırmak mı vardı yoksa! Gönül gönüleydiler, ama el ele değillerdi. Bir sırları mı vardı acaba? Söylenmemiş sözler gibiydi erkek. Yazılmamış şiirlere benziyordu kız. “Bize benziyorlar” diye fısıldadı Sim.

Aralarından Firak isminde bir ırmak akan, bir kıyısında Zer isimli “Büyük Çınar”ın diğer kıyısında da Sim isimli “Küçük Çınar”ın olduğu bir ayrılık-kavuşma sevdasını konu edinen çok güzel bir hikaye…

Zaten bu hikayede ben, Zer olmaktayım..

Sim gümüş demektir. Zer de altın demektir. Firak ise, ayrılık-acı-keder demektir…

Simuzer hikayesini okumak için;
http://www.simuzer.com/sevgi-yazilari/simuzer/