Ağacın altındaki çocuk..

Ağacın altındaki çocuk sanki şu anda olduğu yerde değil;
Çok daha başka bir yerde olmayı arzu ediyor gibiydi.

Fakültede, birinci sınıftan ikinci sınıfa geçtiğim yaz, liselerarası liderlik kampına davet edildim. Bu konuda oldukça iyiydim ve daveti hemen kabul ettim. Kampın ilk gününde, o kargaşa içinde geçen ilk saatlerden sonra, ağacın altında bir çocuk dikkatimi çekti. Zayıf ve ufak tefekti. İçinde bulunduğu utangaç ve rahatsız durum, onu çok kırılgan gösteriyordu.

Ondan 20 metre kadar uzaktaki 200 kampçı çocuk, şakalaşarak, oynayarak birbirlriyle tanışmaya çalışıyorlardı. Ama, ağacın altındaki çocuk sanki şu anda olduğu yerde değil; çok daha başka bir yerde olmayı arzu ediyor gibiydi.

Onun yüzündeki ifade, beni, ona yaklaşmaktan alıyordu ama, kamp yöneticilerinin, kendini yalnız duyumsayan kampçılara nasıl davranmamız gerektiği konusundaki uyarıları aklıma geldi. Ona doğru yürüdüm ve “Merhaba, benim adım Kevin” dedim. “Buradaki görevlilerden biriyim. Seninle tanıştığıma memnun oldum. Nasılsın?”

Zayıf ve titrek bir sesle yanıtladı. Sonra sakin bir biçimde gidip etkinliklere katılıp yeni arkadaşlar edinmeyi isteyip istemediğini sordum. Sessizce yanıtladı:

“Hayır, yapmak istediğim o değil.”

Onun, yeni bir dünyada olduğunu ve bu yaşadıklarının onun için çok yabacı şeyler olduğunu duyumsuyordum. Ama öte yandan, onu zorlamanın da doğru olmadığını biliyordum. Moral verici kısa konuşmaya değil, bir arkadaşa gereksinimi vardı.

Uzun süren sessizlik anlarından sonra, onunla ilk iletişimim bitmişti.

Ertesi gün öğle yemeğinden sonra yeni 200 arkadaşıma, ciğerlerim parçalanırcasına kamp şarkıları öğretiyordum. Kampçılar da büyük bir istekle eşlik ediyorlardı.

Gözlerim büyük kalabalığı taradı ve gitti, pencereden dışarıya bakan “ağacın altındaki çocuk”u yakaladı. Neredeyse, öğretmekte olduğum şarkının sözlerini unuttum.

Sonra, ilk fırsatta gene yanına gidip “Nasılsın?” “Nasıl gidiyor?” gibi sorular sordum.

Ama hep “Evet, iyiyim ama bu grubun arasına girmek istemiyorum…” gibi yanıtlar veriyordu.

Kafeteryadan çıkarken bu işin düşündüğümden de zor olabileceğini biliyordum.

O akşam yaptığımız personel toplantısında, ondan söz ettim. Onun durumunu anlattım ve fırsat bulduklarında ona yardım etmelerini rica ettim.

Bu kampta geçirdiğim günler, daha öncekilerden hızlı geçti ve son gece geldi.

O gece son dansta gençlere eşlik ediyordum. Onlar da yeni arkadaşlarıyla yapabilecekleri en güzel biçimde zamanlarını değerlendiriyorlardı. Bu arkadaşlarını belki bir daha asla göremeyeceklerdi. Onları izlerken birden, yaşamımda bir daha asla unutamayacağım bir görüntü ile karşılaştım.

Mutfak penceresinden boş boş bakan o çocuk, şimdi gömleğinin üstünü çıkarmış, harika bir dansçıydı. Pisti ele geçirmiş, iki kızla birlikte nefis bir gösteri yapıyordu. Daha önce hiç bakmayı bile istemediği bu insanlarla, duygu dolu, anlamlı anları paylaşıyordu.

Bu kişinin, o, olduğuna inanamıyordum.

Ekim ayında bir gece çalan telefon beni kitabımdan ayırdı. Çok yumuşak, yabancı bir ses kibar bir biçimde “Kevin orada mı?” diye sordu.

Biraz da şaşırarak “Evet, Benim fakat siz kimsiniz?” dedim.

“Ben Tom Johnson’un annesiyim. Onu kamptan anımsıyor musunuz?”

Ağacın altındaki çocuk! Nasıl anımsamazdım onu?

“Evet” dedim. “Çok iyi bir genç adam. O nasıl?”

Çok uzun bir sessizlikten sonra Bayan Johnson “Bu hafta Tommy okuldan gelirken ona bir araba çarptı ve yaşama veda etti” dedi.

Şaşırdım ve tesellilerimi ilettim.

“Size yalnızca haber vermek istedim. Çünkü Tommy sizden o kadar çok söz etti ki… Bu yıl okula çok kendine güven dolu olarak başlamıştı. Birçok yeni arkadaşı oldu. Tom’da bu değişiklikleri yarattığınız için size teşekkür etmek istedim. Son birkaç ay, yaşamının en mutlu anlarıydı.”

İşte o anda; hergün kendimizden küçük birşeyler vermenin ne kadar önemli olduğunu anladım. Her hareketin bir başka insan için ne denli önemli olduğunu bilemeyebiliriz. Bu öyküyü anlatabildiğim denli sık anlatırım ve her anlattığımda başka insanların “ağacın altındaki çocuk”larını aramalarını isterim.

David Coleman

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*