Dert Dinlenir

Eskiden otobüs yolculuklarında insanlar belki de en yakınlarıyla paylaşamadıkları en özellerini yan koltukta oturan “yabancı” ile paylaşmaktan çekinmezlerdi. Geçmişte pek çok ilginç yaşam öyküsü dinlemişliğim vardır. Yolculuğun sonunda ise herkes “bir daha karşılaşmamak üzere” kendi yoluna giderdi. Nasıl oluyor da insanlar hiç tanımadıkları insanlara iç dünyalarını böylesine açabiliyorlardı? Sanırım bunun yanıtı “bir daha hiç karşılaşmamak üzere” kendi yollarına gideceklerini bilmenin rahatlığıydı.

Günümüzde ise otobüslerde insanların bırakın özel hayatlarını anlatmayı, yan koltukta oturan yolcu ile hiç sohbet etmediklerini görüyorum. Eskisi kadar kitap okuyan yolcu sayısı da yok denecek denli az. Genellikle herkes ellerindeki cep telefonları ile meşgul ya da kulaklıklarını takıp televizyon izliyor.

İletişim araçlarındaki teknolojik gelişme baş döndürürken, insanlar arası iletişim ters orantılı olarak azalıyor sanki. Daha az konuşuyor, daha az dinliyor, daha az dokunuyor, daha az güveniyor ve daha çok kendi yalnızlığımızda kayboluyoruz.

Terapi eğitimi için geldiğim İzmir’de akşam yemeği için Alsancak’ta Kıbrıs Şehitleri caddesine yürürken bana geçmişin otobüs yolculuklarını anımsatan ilginç bir deneyim yaşadım.

Neşeyle yürüyen insanlar, her adım başı sokak müzisyenleri ve nerede yemek yiyeceğime karar vermemi zorlaştıracak kadar farklı seçenekler sunan lokantalar, kafeler. O kalabalık arasında yere oturmuş bir genç ilgimi çekti. Önündeki kartonda Dert Dinlenir. 1 TL (Kira Çıkmadı) yazıyordu. Bir an göz göze geldik. Gülümseyerek “İsterseniz sizi dinleyebilirim.” dedi. Gülümseyişine gülümseyişle karşılık vererek “Dönüşte uğrayacağım.” dedim.

Tüm gün süren terapi eğitiminden sonra bir “sokak terapisti” ile konuşmak ilginç olabilir diye düşündüm. Yemekten sonra söz verdiğim gibi otele dönüş yolunda gencin yanına oturdum ve “Bu kez değişiklik olsun” dedim. “Soran, dinleyen ben olayım ve seni okurlarımıza tanıtayım, ne dersin?”

Gözleri ışıl ışıl “Tamam, anlaştık.” dedi.

Serdar 20 yaşında bir üniversite öğrencisi. Muğla’da fizik okuduğunu ve liseyi bitirdiğinden bu yana ailesine yük olmamak için garsonluk dahil değişik işlerde çalıştığını anlattı. Önce merakla “Gerçekten burada sokak ortasında yanına oturup derdini anlatanlar oluyor mu?” diye sordum.

Serdar gülümseyerek “Tabii oluyor, insanların buna ihtiyaçları var.” dedi. “İnsanlar yalnız; kimse kimsenin derdini dinlemiyor ya da dinlemek istemiyor. Beni bir daha görmeyecek olmaları onları rahatlatıyor. Yakınları ile paylaşamadıklarını benimle paylaşıyorlar.” diye devam etti.

Peki, günde kaç kişi derdini anlatıyor dersiniz? Doğrusu ben duyduğumda inanmakta zorlandım. Tam, 30 kişi! Evet, günde ortalama 30 kişi sokakta hiç tanımadıkları Serdar’ın yanına oturup derdini anlatıyormuş. Serdar “Hem insanları dinleyerek onlara yardımcı oluyorum, hem de hayatı ve insanları daha yakından tanıyorum.” dedi. İnsanlara çözüm önerilerinde bulunmadığını, dertlerini dinlemenin onları rahatlattığını, en çok duygusal ilişkileri nedeniyle acı çeken gençlerin dertlerini anlattığını söyledi.

Serdar’a “Bunca sorunu dinledikten sonra gece yalnız kaldığında o insanların sorunlarını düşündüğün oluyor mu?” diye sordum. Bir an gözleri uzaklara daldı ve “Bazen.” dedi. “Derdin büyüklüğüne göre değişiyor.”

Onu çok etkileyen bir olayı anımsadığını çok net görebiliyordum. Ona “Dinlediklerin arasında seni en çok sarsan dert neydi?” diye sormadan edemedim. Öfke ve tiksintiyle “Öz kızına cinsel tacizde bulunan ve kızının onu affetmediğini anlatan bir şerefsizdi.” dedi. “Zaten bu kadarını söyler söylemez ona ‘Paranı da, derdini de al git, seni dinlemek ve görmek istemiyorum.’ dedim ama o gece gözüme uyku girmedi, kusmak istedim. Paraya ihtiyacım var ve insanları dinleyerek yardımcı olmaya çalışıyorum ama benim de etik kurallarım var.”

“Hem insanları dinleyerek onlara yardımcı oluyorum, hem de hayatı ve insanları daha yakından tanıyorum.”

Belki siz de benim gibi merak etmişsinizdir “Serdar, dertlerini kime anlatıyor?” diye. “Ben uzunca bir süre biriktirip sonra birisine hepsini anlatıyorum ve rahatlıyorum.” dedi.

Serdar henüz 20 yaşında olmasına karşın, belki de yaşının iki katı yaşam deneyimine sahip ve iyi bir gözlemci. Fotoğraflarını belleğimize iyi kaydedelim. Kim bilir, belki de yıllar sonra bir gün, bir terapi seminerinde ya da seansında “Şu kıvırcık saçlı terapisti sanki bir yerden anımsıyorum.” diyeceğiz.

İletişim araçlarının iletişimi engellemediği, birbirimizin gözlerinin içine bakarak, “can kulağıyla” dinlediğimiz, yüreklerimize dokunduğumuz, sevgimizi duyumsadığımız ve duyumsattığımız anlar biriktirmemiz dileğiyle.

Nuray Bartoschek

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*