“Gönlüm çok yorgun, benim…”

Gerçekten, bedenimizin neresindeydi gönül?

Küçük Selma, annesinden hemen her gün duyduğu “Gönlüm çok yorgun benim” sözünün ne anlama geldiğini bir türlü anlayamıyordu. Öyle de çok merak ediyordu ki annesinin gönlünün neden hemen her gün yorgun olduğunu… İnsanın kimi gün bacakları, kimi gün kafası yorulabilirdi ama, nasıl olurdu da hemen hergün gönlü yorulabilirdi?

Bu sözü annesinden her duyduğunda küçük Selma bir köşeye çekiliyor, annesinin o an kimbilir ne denli çok acılar çektiğini varsayarak, için için üzülüyordu. Bir yandan da, annesinin bu acısını nasıl dindirebileceğini düşünüyor, bu düşünce aklına gelince de hemen “gönül”ün, insan bedenindeki yerini aramaya başlıyordu.

Gerçekten, bedenimizin neresindeydi gönül? Akciğerinin, karaciğerinin, kalbinin, kaburgalarının nerede olduğunu biliyordu ama, gönlünün nerede olduğunu bir türlü bulamıyor, aramaya her kalktığında ise aklının karıştığını duyumsuyordu.

Okulda birgün yine derse dalmış, öğretmeninin anlattıklarını dinlerken, sanki koluna iğne batırılmış gibi, birden sıçradı, yerinde doğruldu ve gözlerini de, kulaklarını da dört açarak, öğretmeninin anlattıklarını gözlerini kırpmadan dinlemeye başladı.

Öğretmen dolaptan, boynundan beline değin ön bölümü açık bir insan maketi çıkarmış, masasının üstüne koymuştu. Makete bakıldığında, bir insanın boyun bölgesiyle bel bölgesi arasındaki tüm iç organları açık bir biçimde görülüyordu. Öğretmen, tüm organları tek tek tanıtıyor ve tanıttığı organın insan bedenindeki işlevini anlatıyordu.

Önce yemek ve soluk borusundan başladı, sonra akciğerlere, kalbe geçti. Onu anlattıktan sonra mideyi, bağırsakları, karaciğeri, dalağı, en sonra da kaburgaları tanıttı ve anlattı.

Küçük Selma merakla ve heyecanla, sıranın “gönül”e ne zaman geleceğini bekliyordu. Öğretmen “gönül”ün hangi organımız olduğunu da anlattıktan sonra o da annesini sürekli üzen bu organı hem görecek, hem de onun insan bedeninin neresinde olduğunu öğrenecekti.

Öğretmen tüm organları anlattıktan sonra küçük Selma merak ve heyecanını daha fazla önleyemedi, parmağını kaldırıp öğretmenine sordu:

“Öğretmenim, gönül hangi organımızdır ve bedenimizin neresindedir?” dedi.

Tüm arkadaşları bu soru karşısında şaşırdılar ve kimileri “Gerçekten, gönlümüz nerededir?” diye, kimileri “Gönlümüz nasıl bir organdır?” diye birbirlerine sormaya başladılar.

Öğretmen hem küçük Selma’nın, hem de sınıftaki öteki öğrencilerin bu sorusu karşısında dayanamadı, gülmeye başladı. Sonra Selma’ya döndü ve sorusunu yanıtladı:

“Gönül diye bir organımız yoktur, evladım” dedi.

Selma o gün derste, üç şeyi anlayamamıştı. Önce, “Gönül organımız neremizdedir?” sorusuna öğretmeninin neden güldüğünü anlayamamıştı. Sonra onun, “Gönül diye bir organımız yoktur” yanıtını anlayamamıştı. Son olarak da, “olmayan bir organının yorulduğunu” hemen her gün söyleyen annesinin, bunu neden söylediğini anlayamamıştı.

O gün eve gelince, okulda öğretmenine sorduğu soruyu ve öğretmeninin kendisine verdiği yanıtı anlattığında annesinin neden güldüğünü de anlayamamıştı, bir de…

Küçük Selma “gönül”ün ne olduğunu ve nerede olduğunu galiba ancak, büyük Selma olduğunda anlayabilecekti…

Ercan Demir

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*