Herşeye gecikebilir insan, sevgiye asla !

Sevgileri yarınlara bırakmayın dostlar. Filizlendikleri yerde derhal ilgi gösterin. Sevginin mevsimi yoktur. Şu anda size ilkyaz belirtileri veren sevgi, ona gerekli ilgiyi göstermezseniz, söner. Doğanın sunduğu mevsimler gibi olmadığı için, bir daha yeniden yeşermez, yeşermeyebilir.

Leman Sam, sözleri kendine ait olan “Deli Balım” adlı şarkısında beni kalbimden vuran şu dizelere yer veriyor:

“Çok uzakta bir aleve
Uçan bir kelebek gibi
Bilmem sana mı uçarım
Yangınına mı yoksa.”

Giderek sevgisizleşen çevremize bakıyorum, duyguların “fast food” mutfağından çıkışına. Herşeye acelemiz var. Öylesine acelemiz var ki, yaşamaya zaman kalmıyor.

Gülüşlerimiz bir örnek, beklentilerimiz de öyle. İnsan olmaya, sevgili Sait Faik‘in, “Herşey bir insanı sevmekle başlar” sözünü anımsamaya ayıracak saniyemiz yok. Ya da Gülten Akın‘ın yarım yüzyıl önce yazdığı gibi, “Ah kimselerin vakti yok, durup ince şeyleri anlamaya.”

Ne oldu bizim “ince şeylerimiz”? Neden en değerli, kristal kadehleri onları en hoyratça kullanan kişilerin ellerine terk ettik? Zamanın hep yerinde sayacağını mı sanmıştık? Ya da bir gün, o içimizde hep saklı kalan ve aslında bize en çok yakışan yanımızın kendiliğinden ortaya çıkacağını mı düşünmüştük?

Bana kalırsa insan bazen kendini içinden gelen sese, dürtüye bırakmalı. Herşey tam üzerine üzerine gelirken, yaşama bir ara vermeli yaşamaya değil. Örneğin Zuhal Olcay’ın yorumuyla Behçet Necatigil‘in “Sevgilerde”sini dinlemeye. Bakın bu taa 1955’de yazılmış dizelerde ne kadar yoğun ve gerçek olarak kendinizi bulacaksınız:

“Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı,
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.
Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken
anlatmaya herşeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.
Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telaşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.
Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz,
Yahut vakit olmadı.”

Ama ne zaman vakit olacak? İlahi bir ses, “Tamam, kiranı ödedin, taksitlerini yatırdın. Şimdi artık sevmeye vaktin var!” mı diyecek?

Ozanlar, ayrı dillerde benzer kalpleri buluşturan insanlardır. Bakın işte, Necatigil‘den habersiz olan Agneta Ara adlı İsveçli ozan yıllar sonra şu üç dizeyle bunu ne güzel anlatmış:

“Bir üzüntün vardı benimle paylaşmadın,
Bir sevincim vardı kendime sakladım,
Yalnızız işte…”

Değil miyiz? Bunda sevgileri hep en derin yerimizde, bir türlü gelmeyecek olan zamanlara saklamamızın payı yok mu? Varsa ne kadar? Bunu düşünmeye zaman ayırabiliyor muyuz?

Toplumumuzda sevgiye ayırılan zaman, düşünce ve hoşgörü, giderek azalıyor. İçinde olduğum İsveç toplumunda da bu böyle. Çıkış noktası farklı da olsa, sevginin genel olarak perde arkasına, geri plana atılmakta olduğu bir gerçek. Bir sevgi yoksunluğu yaşıyoruz; bu, mevsimlerin değişmesi ve doğanın gerek sıcaklarda, gerek sellerde ve gerekse soğuklarda aşırı tepki vermesi gibi birşey. Stockholm gibi bir kuzey kentinde ocak ayında bazı vişne ağaçları çiçek açtı! Ardından uyduruk bir kar geldi ama… Yine de düşündürücü bir durum.

Doğanın tepkilerini anlamak, bilimsel kurallara göre açıklamak olası. Ama içimizdeki sevgi erozyonunu açıklamak biraz daha güç. İlle de beceriye, rekabete ve asla “loser” olmamaya –yani Amerikan ağzıyla “hep kaybeden, başarısız kalan”– dayanan yeni dünya düzeninin pek de yeni olmayan yaşam anlayışında sevgi epey geride yer alıyor. Kişinin duygularını belli etmesinin bir zayıflık olarak kabul edildiği ve neredeyse tabu haline getirildiği günümüz toplum yaşamında, buna karşı çıkmak gerekiyor. Kararlı bir şekilde; aynen son derece inançlı olarak katılınan politik bir eylemde olduğu gibi. Sevgiyi gündemimize almalıyız. Bu yaşa, cinsiyete bakmayan evrensel kavramı, yeniden layık olduğu yere oturtmalıyız. Ruhumuzun gıdası olan kavramlar, ekonomik amaçlar için verdiğimiz uğraşın gölgesinde kalmamalı.

Doğru; kira ödenecek, ocakta aş olacak. Çok doğru. Ama ruhumuz aç kaldıkça, onunla her gece fırçaladığımız dişlerimiz, zaman zaman ölçtürdüğümüz tansiyonumuz gibi ilgilenmezsek yaşamımızı bir çöle çeviririz. Tansiyonun, kandaki kolesterolun bir ölçüsü vardır. Ama olmayan sevginin bir ölçüsü var mı?

Sevgileri yarınlara bırakmayın dostlar. Filizlendikleri yerde derhal ilgi gösterin. Sevginin mevsimi yoktur. Şu anda size ilkyaz belirtileri veren sevgi, ona gerekli ilgiyi göstermezseniz, söner. Doğanın sunduğu mevsimler gibi olmadığı için, bir daha yeniden yeşermez, yeşermeyebilir.

Sevin işte! Sevin ve sevgileri geri çevirmeyin!

Gürhan Uçkan

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*