1. /
  2. Hikaye & Öykü
  3. /
  4. Evimizde bir “kara kutu”...

Evimizde bir “kara kutu” var

27 Ocak 2012

Çocukluğum, Doğu Texas’ın daha çok kampa benzeyen köylerinde geçmişti. Babam öğretmen olduğu için, sık sık bir köyden ötekine göç ederdik.

İlkokulun üçüncü sınıfında olduğum yıl, oturduğumuz köydeki en iyi arkadaşım Roy Jenkins’ti. Okuldan sonra, birlikte yürüyerek evlerimize dönerdik. Günün birinde Roy’un evine yaklaştığımız sırada o, parmağıyla evini göstererek, “Bu evi, dedem, 70 yıl önce inşa ettirmiş. Babam, büyüyüp evlendiğim zaman, evin benim olacağını söylüyor” dedi.

Demir parmaklıklarla çevrili bahçenin ortasındaki kuleli eve uzun uzun baktım. İçim sızlıyordu. Bizim hiçbir zaman kendimize ait bir evimiz olmamıştı. Her gittiğimiz köyde, öğretmenlere ayrılan eve taşınıyorduk. Fakat sonra birşey anımsadım ve içim rahatladı. Roy’a dönerek, “Senin evin varsa, benim ailemin de bir siyah kutusu var” dedim.

Artık ailesinin güzel bir evi var diye Roy’u kıskanmıyordum. Gerçekte yaşadığımız köylerdeki zengin çocuklarını hiçbir zaman kıskanmamıştım. Annemin, dolabında sakladığı siyah teneke kutu sayesinde, herkesten zengin olduğumu sanıyordum. Kutunun gizemini ancak yıllar sonra öğrenebilecektim.

O gün, Roy’dan ayrıldıktan sonra, koşarak eve gittim. Bir ayakkabı kutusundan daha büyük olmayan kutumuz dolapta, her zamanki yerindeydi. Bu kutu beni korkutuyordu. İçinde, yalnız bana ait olduğunu düşündüğüm, değerli birşeyin bulunduğunu sanıyordum.

O kutu, benim için, yaşamın tüm gizemlerinin simgesiydi. Bugün, siyah kutunun, en eski anılarım arasında yer aldığını anımsıyorum.

Ailemin yedi çocuğunun en küçüğüydüm. Kış akşamları annem, ablalarım Mary ve Elizabeth’le bulaşıkları yıkadığı sırada, ben yerde oyun oynardım. Bu arada annemin, kardeşlerime her seferinde, “Kızlar, gece evde yangın çıkacak olursa, siyah kutuyu kurtarmak size düşüyor. Ben, babanızla küçük kardeşlerinizi kurtarırken siz, dolabı açıp siyah kutuyu alın. Tüm eşyalarımız yanarsa yansın. Yalnız siyah kutu güvende olmalı” dediğini duyardım.

Mary ve Elizabeth, yatılı okula gittikten sonra, bu öğütler sırayla öteki kardeşlerime de yinelendi.
Birgün babamla annem evde yokken, en küçük iki ağabeyimin siyah kutudan söz ettiklerini duydum. Wilson kutunun içinde para olduğunu söylüyor, Jim ise annemin, kutunun içine, pırlantalar gizlediğini iddia ediyordu.

Bu sırada yanlarına gelen büyük ağabeyimiz Ben, kutuda bir sürü süprüntü olduğunu söyledi. Bir gece, annemi, kutuyu açarken gördüğünü ileri sürüyordu.

Ben’in bu biçimde konuşması beni korkuttu. Fakat Ben, söylediklerinin doğru olduğunu kanıtlamak istedi. Annemin masasının üzerinden bir firkete alarak kutuyu açmaya çalıştı. Onun kutuyu açmasına fırsat vermeden, Wilson üzerine çullandı. Jim ve ben de Wilson’a yardım ederek Ben’i yere devirdik.

Siyah kutu, bizim için bir avuntu kaynağıydı. Babamın işlerinin iyi gitmediği birgün, kardeşim Kate, elini babamın omuzuna dayadı ve“Üzülme, babacığım, siyah kutumuz var ya…” dedi. Babam, Kate’in bu sözlerini çok gülünç bulmuş olacak ki gülmeye başladı.

Biz de onu taklit ettik. Çok geçmeden hepimizin içi rahatlamıştı.

Jim’in apandisiti patladığı gün, ben Tanrı’ya kardeşimin iyileşmesi için yalvardıktan sonra, gece, herkes uyuyunca, derdimi siyah kutuya anlattım. Jim, ertesi gün iyileşince hiç şaşırmadım.

Jim’in dışındaki tüm kardeşlerim evlendikten ya da yatılı okula gittikten sonra, anneme, siyah kutunun içinde ne olduğunu sordum.

Bu isteğim, annemin hoşuna gitti. Hemen yerinden kalkarak kutuyu getirdi. Kutu açılıp da içinde bir sürü kağıttan başka birşey olmadığını gördüğüm zaman, uğradığım düşkırıklığını size tanımlayamam. Kaç yıl önce, Ben’in kutuda süprüntüden başka birşey olmadığını söylediğini anımsadım. Ellerim titriyordu.
Annem kutuyu karıştırmaya devam ediyordu. Dokunduğu kağıtları daha görmeden tanıyordu. En dipteki bir kağıdı çıkararak bana gösterdi. Gözlerim karardığından, kağıtta yazılı olanları göremiyordum. Bu arada annemin heyecandan titreyen sesini duydum, “Bu evlenme belgemizdir. Otuz yıl oluyor…” diyordu.

Kağıdı katlayarak yerine koydu. Sonra çeşitli renklerde ve büyüklüklerde kağıtlar çıkardı, “Asıl hazinelerimiz bunlardır” dedi. “Çocuklarımın doğum kağıtları…”

Bundan sonra annemin, öteki kağıtları, babanın hayat sigortası, makbuzlar, doktor raporları, çocukların okul karneleri diye adlandırdığını duydum.

O gecenin üzerinden 17 yıl geçti. Bu sürede kardeşlerimin teker teker evlenerek aile kurduklarını gördüm. Annem daha ölmeden, eklenen kağıtlar ve fotoğraflarla, siyah kutu dolabın rafına taşmış bulunuyordu. Yıllar geçtikçe kutunun gerçek değerini daha iyi anlıyordum. Bu kutu, ailemizin bir tarihçesiydi… Tüm güçlükler karşısında bu, ailemizi bir arada tutan sevgi ve mutluluk bağlarının açık bir deliliydi.
Ben de evlenince, ilk iş olarak, siyah bir teneke kutu satın aldım.

Birgün eşim, beni kolumdan tutarak, oturma odasına götürdü. Üç yaşındaki oğlumuz, yüksekçe bir masanın üzerinde duran siyah kutuya merak içinde bakıyordu.

O an, altı kardeşimin evleri gözümün önünde canlandı. Onların evlerinde de birer siyah kutu vardı. Kimisi oğlumdan büyük olan kimisi ise henüz yürüyen iki düzine çocuğun, siyah bir kutuya dikkatle baktıklarını görür gibi oldum.

Gülümseyerek eşime baktım. Sessizce odadan çıktık. Oğlumuz, ayak seslerimizi duymamış olacak ki, siyah kutuya bakmaya devam ediyordu.

Kutunun, oğlumu çeken tarafının, içindekilerinin gizli tutulması olduğunu biliyorum. Fakat o da, büyüyünce, kutunun gizeminin, kendi yaşamının gizemi olduğunu anlayacaktır. Çünkü kutunun içinde gizli olan geçmiş, oğlumun geleceğinin temelleridir.

Kenneth Bobb – Reader’s Digest