1. /
  2. Hikaye & Öykü
  3. /
  4. Mutsuz adamın mutsuzluğu ve...

Mutsuz adamın mutsuzluğu ve mutluluğu…

20 Şubat 2012

Bir zamanlar bir tepenin üzerindeki villada bir erkek çocuk yaşıyordu. Köpekleri ve atları, otomobilleri ve müziği severdi. Yüzmeye gider, futbol oynar, güzel kızlara bayılırdı. Bir gün “Büyüdüğüm zaman neler istediğimi, uzun uzun düşündükten sonra buldum” dedi.

Ve bunları tek tek sıraladı:

“Uçsuz bucaksız bir bahçe içinde, bir büyük evde yaşamak istiyorum. Ön kapısında heykeller olsun. Arka kapısında iki St. Bernard köpeği… Uzun boylu, çok güzel ve çok sevecen bir eşim olsun. Siyah saçlı, mavi gözlü, gitar çalan ve tatlı şarkılar söyleyen… Üç güçlü oğlum olsun istiyorum ki, onlarla futbol oynayabileyim. Büyüdüklerinde birisi büyük bir bilim adamı, öteki senatör, üçüncüsü ise ünlü bir futbolcu olsun…

Kendime gelince… Ben, gezgin olayım… Okyanuslara yelken açayım, dağların zirvelerine tırmanayım, insanları kurtarayım. En hızlısından ve en pahalısından bir otomobilim olsun…”

Çocuk birgün futbol oynarken ayağını incitti. Ondan sonra değil dağlara, ağaçlara bile tırmanamaz oldu. Okyanuslara yelken açmak da düş oldu onun için. Bunun üzerine pazarlama okuyup, tıbbi malzemeler dağıtan bir şirket kurdu. Bir kızla evlendi.

Eşi çok güzel ve çok sevecendi. Ama uzun boylu değil, kısaydı. Saçları siyahtı ama, gözleri mavi değil, elaydı. Gitar çalamaz, şarkı söyleyemezdi ama, çok lezzetli yemekler pişirir, olağanüstü güzel kuş resimleri yapardı. İşi yüzünden kent dışında bir villada değil, kentte bir apartmanın teras katında oturmak zorunda kalmıştı ama evinin deniz manzarası yine de görülmeye değer güzellikteydi. İki St. Bernard besleyecek bahçesi yoktu ama, evinde bol tüylü bir Ankara kedisi vardı. Üç kızı oldu. En küçükleri tekerlekli sandalyede yaşamak zorundaydı, ama en güzelleriydi. Üç kız da babalarını çok seviyorlardı. Onunla futbol oynayamıyorlardı ama, birlikte denize, parklara gidebiliyorlardı. Uçurtma uçurdukları da oluyordu, zaman zaman. En küçükleri yalnızca bu oyunlara katılamıyordu ama, gölgede bir ağacın altında oturup, gitarı ile şarkılar söylüyordu. İyi para kazanıyordu ama, öyle düşlediği en hızlısından ve en pahalısından bir otomobili olamamıştı.

Bir sabah uykudan üzüntü içinde uyandı ve en iyi arkadaşına koştu.

“Ben” dedi. “Hiç mutlu değilim…”

“Neden” dedi arkadaşı.

“Çocukken siyah saçlı, uzun boylu, mavi gözlü gitar çalıp şarkı söyleyen bir kızla evlenmek isterdim. Oysa eşim uzun değil, ela-gözlü, gitar da çalamıyor.”

“Eşin çok güzel” dedi arkadaşı. “Harika resimler yapıyor, enfes yemekler pişiriyor üstelik.”

Adam dinlemedi bile onu.

Birgün eşine “Hiç mutlu değilim” diyerek içini döktü…

Kadıncağız şaşırmıştı:

“Neden?” diye sordu.

Mutsuz adam, mutsuzluk nedenlerini dile getirmeyi sürdürdü:

“Çünkü” dedi. “Büyük bir bahçe içinde bir villada yaşamayı düşlerdim, oysa 47′nci katta bir apartman dairesine tıkıldım. İki St. Bernard’ın yaşayacağı bir bahçem olsun isterdim, hani nerede?..”

Eşi aynı şaşkınlıkla karşılık verdi:

“Fakat konforlu bir apartmanda yaşıyoruz” dedi. “Oturduğumuz yerden okyanus görünüyor. Gülüyor, eğleniyor, birbirimizi seviyoruz. Kedimizi okşuyor, güzel kuşların resimlerini yapıyoruz. Üç de harika çocuğumuz var.”

Adam dinlemedi bile eşini… Ruh doktoruna başvurdu ertesi gün. “Ben mutlu değilim” dedi doktora ve mutsuzluk nedenlerini bu kez ona sıralamaya başladı:

“Çünkü ben gezgin olmak, okyanuslara açılmak, dağlara tırmanmak, insanları kurtarmak isterdim, hep. Oysa masabaşında bir işim ve sakat bir dizim var şimdi…”

Ruh doktoru gülümsedi:

“Ama sattığın tıbbi malzemeler yığınla yaşam kurtarıyor” dedi.

Adam dinlemedi bile… Doktor vizitesini ödedikten sonra gitti, bu kez muhasebecisine dert yandı:

“Ben çok mutsuzum” dedi. “En pahalısından ve en hızlısından bir otomobil istedim, hep. Oysa işe metro ile gidip geliyorum. Bir yığın da sorunum var.”

Bu kez muhasebeci “ders” verdi:

“Fakat iyi giyiniyor, iyi restoranlara gidiyorsun, tüm Avrupa’yı, Amerika’yı gezdin ya” dedi.

Ama adam dinlemedi bile…

Bu kez komşusuna gitti, dert yandı:

“Çok mutsuzum” dedi. “Üç oğlum olsun isterdim, hep. Biri bilim adamı, biri politikacı, biri sporcu. Oysa üç kızım oldu. Birisi yürüyemiyor bile…”

Onun bu yakınmasını şaşkınlıkla karşıladı komşu:

“Ama çok güzel ve çok zeki üç kızın var” dedi. “Seni çok seviyorlar. Başarılı da oldular. Biri hemşire, biri sanatçı, biri de müzik hocası…”

Ama adam dinlemedi bile…

Öyle mutsuzdu ki, bu mutsuzluğu nedeniyle hasta oldu sonunda. Beyaz bir hastane odasında, çevresi hemşirelerle dolu yatıyordu. Vücuduna bağlı teller hastaneye kendi sattığı kalp cihazına gidiyor, kollarına bağlı serumlarla besleniyordu. Şimdi çok daha mutsuzdu adam. Ailesi, dostları yatağının başında toplandılar. Onlar da üzüntü içindeydiler.

Adam bir gece odasında yalnız kaldığında karanlık odasında sabaha kadar düşündü.

Sonunda yeni bir düş kurmaya karar verdi.

Yıllar önce kurduğu düşün yerine “Keşke bunu düşleseydim” dediği bir düş… Bu kez düşünde, zaten sahip olduğu şeyler vardı hep.

Adam kısa bir süre sonra iyileşti, 47′nci kattaki dairesinde çok mutlu yaşadı. Kızlarının şen şakrak sesleri, eşinin derin ela gözleri ve harika kuş resimleri arasında, gerçekte ne denli mutlu olduğunun ayırdına vardı her geçen gün… Geceleri de okyanusa yansıyan kentin ışıklarının dalgalar üzerinde oynaşmasına baktı, baktı ve…

Hem o güne kadar çektiği mutsuzluğunu küçümsercesine, hem de o anki mutluluğunun yüceliğini duyumsarcasına gülümsedi…

Loren Seibold