1. /
  2. His ve Düşünce Ufku
  3. /
  4. Duyguların coşkun seli

Duyguların coşkun seli

20 Şubat 2012

Sevgi ve sevmek, hepimizin hemen hemen, her zaman ve her yerde kullandığı minicik iki sözcüktür. Alfabetik yapıları gereği küçücük olan bu iki sözcük; kapsadıkları anlam, verdikleri mesaj, yaydıkları enerjiyle çok büyük genişlik ve derinlik taşır.

Ancak bunların somut tanımlarını yapmaya kalktığımızda, itiraf edelim ki, önce bir kem küm eder, bir yığın laf salatasının ardından da, bir de “Anladınız mı?” diyerek, aslında bizim bile birşey anlamadığımızı, tereddütte kaldığımızı sergilemekten başka birşey yapamayız.

Aslında sevginin tanımını yapmak olanaksız değilse de güç olduğunu hepimiz kabul ederiz. Çünkü sevgi sözcüğünün daracık sözlük anlamları ile değil, algılamalarımızla, duyumsamalarımızla anlatılabilecek bir seziş duygusu olduğunu hepimiz biliriz.

Her insan öyle ya da böyle, birşeyi, bir kişiyi mutlaka sevmiştir. Ancak zaman içinde devamlılığını, sıcaklığını ve coşkusunu kaybetmiş olması, onu bir sevgi açlığına, bir sevgi bilmezliğine sürükler.
Burada önemli olan insanın sevmeyi bilmesi ve sevgiyi tanıması gerektiği gerçeğinden uzaklaşmadan bu duyguların sıcaklığı içinde hep bir duyuş içinde olmasıdır.

Çünkü bu konuda en büyük yanılgımız, tüm egosal istek ve meyillerimizi sevgi olarak benimsemek gibi bir açmaz içinde olabileceğimizdir.

Sevgi anlaşılması ve tanımlanması bakımından en çok alternatifi bulunan, insanlara pek çok değişik bilinç ve duygu hali yaşatan, her türlü güzelliğin, renkliliğin, sanatın, doyumun kaynağı olan çok büyük bir olgudur.

Ömür boyu bir türlü ölçülemeyen, biçilemeyen, tartılamayan ancak görmezlikten de gelinemeyen büyük soyut kavramına karşın, kayıtsız şartsız herkesin bir türlü inkar da edemediği, kimilerine göre olgu, kimilerine göre bir duygu seli, kimilerine göre bir enerji ve kimilerine göre de bir kutsal güçtür, sevgi…

Sevgide temel olan derin, özlü, hoşgörülü, karşılık beklemeyen, sınırlama ve koşul tanımayan bir anlayış içinde olmaktır. Sevgi, fedakârlığı hissettirmeyen, umutlarını gerçekleştirme peşinde koşturmayan bir arayıştır. Başaranın başarısını, onun başarısı olarak görmektir.

Çoğumuz böyle miyiz? Lord Byron’un “Biz başkalarını kendi meziyetleri için değil, bizde buldukları meziyetlerimizden dolayı severiz” deyişi gibi, hep başkaları tarafından beğenilmek, takdir edilmek, sevilmek; olsa olsa bencilliğimizi tatmin etmekten başka birşeye yaramaz.

Tüm bu saplantılarından kurtulmuş insan sayısı öyle pek çok değildir de. İşte bu nedenledir ki; sevgi egonun elini eteğini çektiği ortamda yeşerebilen ve ömür boyu hiçbir zaman solmayan ender bir çiçektir.
Çoğu zaman sevgi adı altında, bir yığın direniş, önyargı ve ısrarla sahiplenme içinde olan insanlara hep rastlarız. Bu özellikle anneler ve babalarda tam bir katılık içinde görüntü verir.

Çocuklarının anneleri ve babaları olmaları, çocuklarını bir ömür boyu, hep gözlerinin önünde ve kendi düşünceleri paralelinde görme ısrar ve iddiasındadırlar.

O kadar ki, gün gelir seçeceği mesleğe, evleneceği kişiye, konuşmalarına, hareketlerine, tavırlarına ve neredeyse soluk alışlarına karışmayı anne, baba olmalarının bir peşin hakkı olarak görürler.

Bunlar yetmez, kendilerini “Biz anne, babayız”, “Çocuğumu çok seviyorum”, “Ben onun iyiliği için yapıyorum” gibi peşinen onların kimliklerini reddeden, özgür kişiliklerini tanımayan bir kalıba kolaylıkla bürünüverirler.

Peki şimdi gelin de dingin bir zihinle düşünelim:

Neden kendimizi çocuklarımıza bu denli bağımlı hissediyoruz? Çünkü onları ısrarla kendimizden bir yansıma ve devamlılığımız olarak görüyoruz da ondan.

Peki bu noktada kendi başına ve kendisi için, eksiksiz görünen bir evlat için bu baskı ne dereceye kadar anlayışla benimsenir ve kabullenilebilinir?

O yetişkin çocuk, delikanlı, kendi sahip olduğunu duyumsadığı yeteneği ve aklı ile hep yönlendirilmeye ve güdümlenmeye yatkın mı olacak?

Hep bağımlı ve güdümlenmiş bir nesil peşinde mi koşuyoruz? Bu mu sevgi, bu mu evlat sahibi olmanın coşkusu? Çocuklarımızın bizim yönetmemize değil, olsa olsa sevgimize gereksinimleri vardır. Hem de kendi bağımsızlıkları içinde…

Çocuklarınızı seviniz, hem de çok seviniz. Ancak tüm kendi sahiplikleri, tüm olduğu gibilikleri ile seviniz. Yoksa kendimizi tatmin için sergilediğimiz bencil sevgi görüntüleri, hem çocuklarımızda hem de kendimizde cehennemi yaratacaktır.

Sevgide belki birçok tanım bulabilirsiniz. Ancak bu tanımların hemen hemen çoğu soyut kavramları içerir. Bu tanımlar yapılırken, genelde hep samimi ve içtenlikli anlatımlar vardır. Çünkü bizlere sevgi diye hep; “Ana Sevgisi”, “Vatan Sevgisi”, “Doğa Sevgisi” gibi fizyolojik bir gereksinimden ortaya çıkan sevgi türleri öğretilegelinmiştir.

Ancak sevgi ne bir gereksinim ve ne de bir tatmin olayıdır. Burada önemli olan sevginin gücünü, etkisini, vericiliğini, yaygınlığını ve sınırsızlığını büyük bir hayranlıkla algılayabilmektir.

Hanri Benazus