İçimdeki çocuk ağlıyor..

Elimde sayfaları yıpranmış kitaplar, kitaplar içinde şehirler, şehirlerde insanlar, insanların arasında ben dolaşırdım çoğu kez.

İşte yine akşam oldu. Güneş her zamanki gibi yine dağların arasından yavaş yavaş batıp gitti. Ay kendi güzelliğiyle apayrı tebessüm eder. ‘Güneş battı fakat onun vekili olarak ben varım’ der gibi. Henüz gecenin ilk saatlerinde hayat ağacımın dallarından bir daha geri getiremeyeceğim bir yaprak daha düştü. Yaz ayının sıcak ve bunaltıcı ortamı, kış ayazının yakıcı, soğuk akşamlarına bırakmıştı yerini. Soğuktan üşüyen ellerim kalemi tutmakta nazlandığı zaman pencerenin camına vuran yağmur damlaları yetişirdi imdadıma. Oysa şimdi sükût eden kelimelere yağmur damlaları yetişmiyordu.

Bir şehri tanımanın meraklı akşamlarında yine o hep aynı bilindik sokakları aşındırma hissi kapladığında ruhumu, yine o her zamanki caddelere misafir ederdim kendimi. İçi dışarıdan soğuk belediye otobüsleri götürürdü beni aynı sahile. Soğuktan buğulanmış otobüsün penceresinden şehri seyretmeye çalışırdım. Biliyordum göreceklerimin bir öncekinden farklı olmayacağını. Otobüs çoğu kez aynı durakta durur her defasında bir başka simayı misafir ederdi. Sonra yine o hemzemin geçitten geçip başka bir durakta başka bir sima inerdi.

Elimde sayfaları yıpranmış kitaplar, kitaplar içinde şehirler, şehirlerde insanlar, insanların arasında ben dolaşırdım çoğu kez. Ve bir sonbahar mevsimin hüzünlü akşamı içimdeki ağlayan çocuğu alıp terk ettim dertler sokağını. İnsanlar otobüs bekliyor bir çocuk kâğıt mendil satıyor, çiklet satıyordu. Titriyordu. Belli ki üşüyordu, ama üşüyorum demiyordu. İskeleye yanaşan vapurun içinden kravatlı beyler iniyor, yorgun insanlar iniyordu. Çarşının kalabalığı arasında her defasında yeni bir pazarlık sürüp gidiyordu. Bir yanda maaş sırasını bekleyen emekli sıraları, diğer yanda ise loto sırasında zengin olabilme hayalleri kuran insanlar uzuyordu.

Siz gezerken okuduğunuz okulun önünden geçersiniz zaman zaman. Teneffüse çıkan öğrencilerin arasında sesinizi duymaya çalışırsınız. Ya da oyun oynadığınız, oturduğunuz yerlerde kendinizi görmeye çalışırsınız. Fakat görmek istediğiniz, her defasında bir başkası olarak çıkar karşınıza. Sonra bir mezarlığın önünden geçersiniz de gözünüz bir şeyler arar mezar taşları arasında. Siz geçmişe yelken açacakken gerilerden gelen bir sesle irkilirsiniz. Ve işte o zaman görmek istediğiniz yerde yerinizi alırsınız. Ve geriye sizden sadece fotoğraflarınız kalır. Albümün sayfaları arasında yer bulursunuz kendinize. Ve bir gün öyle bir an gelir ki albümün sayfaları arasında bile yer bulamazsınız…

Ümmühan Yaşar

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*