Babasından, gelin kızına

Bazen, uzun süreli, dayanaklı bir sevgi, evlilik baskısı olmadan daha rahat gelişim gösterebilir.

“Sevgili Kay,

Heyecan dolu mektubunu bu sabah aldım ve gerçeği söylemek gerekirse o denli de şaşırmadım. Üniversiteye gittiğin günden buyana, annenle ben, bu yıl içinde Bob’la evlenmek isteyebileceğinizi düşünüyorduk.

Biraz endişeli olarak, bana neler hissettiğimi soruyorsun. Olaya, düşündüğün denli karşı değilim. Genç yaşta yapılan evliliklerin bir bölümü kötü sonuçlanıyor, ama bir çoğu da mutlu. İster 16 yaşında, isterse 60 yaşında evlenin, bir evlilikte öğrenilecek çok şey olduğunu göreceksiniz. Asıl önemlisi, böyle bir olgunlaşmayı sağlayacak gerekli ortamın olup olmadığı.

İstersen, genç yaşta evlenmenin olumlu ve olumsuz yönlerini iyice inceleyelim. Evliliğin en iyi yönü, dünyanın en eski ve en acil sorununa getirdiği çözüm: Cinselliğe. Evlilik, yapalım mı, yapmayalım mı, yapsak mı, yapmasak mı gibi ikilemlere kesin sonuç getirir. Herkesin kabul etmesi gereken birşey var; korkusuzca ve pişmanlık duymadan yapılan seks, incinmiş bir ruh haliyle yapılandan on bin kat üstündür.

İkinci bir olumlu yönü, esnekliktir. Kişilikleriniz değişmez, davranışlarınız katı diye birşey yoktur; uyum sağlayabilirsiniz, gerek birbirinize, gerekse yeni çevrelere ve yeni sorunlara. İçinizdeki canlılıkla, işlerin yolunda gideceğine dair olumlu bir yön bulacaksınız. İşler yolunda gitmese de, hatalar düzeltilebilir.

Genç evlenmenin bir iyi yanı da, uzun süreli romantik bir yaşamınız olacağı. Kimileri, bunun bir evliliği ayakta tutmak için yeterli olmayacağını düşünebilir. Kimbilir, belki de hakları var. Ama yeryüzünde hiçbir şey, kendi kabuğundan sıyrılıp, bir başkasının parçası olma duygusu kadar heyecan verici, gizemli ve tatmin edici olamaz.

Sanırım, genç yaşta evlilik yapmanın tüm olumlu yönleri üzerinde durdum, artık kötü yönlerini de sıralamanın zamanı geldi, gizli güçlüklerini ve tehlikelerini. İşte bir evliliği mahvedecek beş önemli etken.

1. Parasal sorunlar
2. Çocukca davranışlar
3. Kültür farkı
4. Yasal çatışmalar
5. Evlilik öncesi hamilelikler

Beş numaralı etkene, aşağılayıcı gözlerle baktığını seziyorum. Pekala, onu yok sayalım. (Bunu yapabildiğimiz için şanslı sayılırız. Genç yaşta evlenen kızların büyük bir çoğunluğu hamile. Her iki tarafın olaya içerlemesi ve dışarıdan gelen baskılar yüzünden, bu tür, ister istemez zoraki sayılan evlilikler ne yazık ki çok kısa sürüyor.)

Ama Bob’la sen, öbür tehlikelere karşı ne yapmayı düşünüyorsunuz? Gelin sizi, her bir etken 25 puan olmak üzere, toplam 100 puan üzerinden değerlendireyim.

Parasal sorunları ele alalım. Genç çiftlerin gelirleri oldukça sınırlıdır. Çalışsalar bile, genç kocaların maaşları oldukça düşüktür. Bu da hatalara, eğlenceye, hastalığa ve bebeğe yer yok demektir.
Bob, eğitimini sürdürürken, sen çalışmayı öneriyorsun. Bu akıllıcadan çok, asilce bir davranış. İkinizin de, kazandığınız parayla geçinebileceğinizi sanmıyorum.

Eğer Bob’un ailesi size maddi açıdan yardımcı olursa, bu onun aile reisi rolü için henüz hazır olmadığı anlamına gelir. Kimi konularda hâlâ ailesine bağımlı olacak, bu da kimi konularda anlaşmazlıklara yol açacaktır. Öyleyse bu konuda, Bob’la sana, 25 üzerinden en fazla bir 10 verebilirim.

Peki, toyluğa ne demeli? Bence hiçbirimiz tam anlamıyla olgun sayılmayız. Olgunluğa erişmek, insanın tüm yaşamı boyunca süren bir dönemdir. Hepimiz, vermektense, almaya alışmışızdır, kendi istek ve kazançlarımıza öncelik vermeye. Hangi yaşta olursa olsun, insanın kendi isteklerini bir yere kadar, ikinci plana atması, zekâ, sabır ve zaman gerektirir. Sanırım Bob’la sen, gerekli zekâya sahipsiniz; bence zamanla sabırlı olmayı da öğreneceksiniz. Bu konuda, 25 üzerinden 20 puan hak ettiniz.

Bir sonraki etken, çiftler arasındaki kültürel farklılıklar. Eğer çiftlerin her biri, değişik kültürel kademelerden geliyorlarsa, aralarında sorun çıkması rastlantısal değil, kaçınılmazdır. İfadelerinde, yemek yeme tarzlarında, geleneklerinizde ve arkadaş çevrelerinde farklılıklar ve anlaşmazlıklar olur.

Sizin aranızdaki kültürel farklılıkları gözönüne alırsak, bu konuda da 25 üzerinden 20 puan vermeyi uygun görüyorum. Şimdi de aile içi yasal çatışmaları ele alalım. Genç evlilikler söz konusu olduğunda, aileler durmadan eleştirir, karışır ve uygunsuz isteklerde bulunurlar. Ne bizim, ne de Bob’un ailesinde böyle bir sorunun konu edileceğini sanmıyorum. İtiraf etmeliyim ki, mektubunu alır almaz, “Hey, dur bir dakika, neler oluyor?” gibi birşeyler düşündüm, ama bu bir baba olarak sana duyduğum şefkatten başka birşey değildi. Bir baba, tüm yaşantısı boyunca kendini çocuğunun tek koruyucusu olarak görür ve bir yabancının onun yerini almasına dayanamaz, hepsi bu! Zeki bir kız buna gücenmez, her kadının sahip olduğu sabır dolu kararlılıkla hareket eder. Aile içi yasal çatışmalar konusunda da 20 puanı hak ettiniz.

Bu size, 100 üzerinde 70 puan kazandırır. Geçer bir not mu? Evet ama tam sınırda. Bu da, hoşuna gitmeyecek olan bir soru sormama yol açıyor: Neden bir süre daha beklemiyorsunuz?

Vereceğin yanıtı biliyorum: İdeal eşi buldun, başka hiç kimse ilgini bile çekmiyor, 1 yıl sonra da –ya da 20 yıl– aynı şeyleri hissediyor olacaksın.

Belli olmaz, bakarsınız bir yıl içinde, ikinizden biri farklı duygular içine girebilir. Bunun kesinlikle olacağını söylemiyorum; demek istediğim, bir süre beklemek, birbirinize karşı duyduğunuz duyguların perçinleşmesine yarar. Böyle bir testi hiç anne babanıza uygulamadınız, ama birbirinize uygulamanız gerekebilir.

Bazen, uzun süreli, dayanaklı bir sevgi, evlilik baskısı olmadan daha rahat gelişim gösterebilir. Neden, Bob’la sen de, son kararınızı verip evlenmeden önce, içinizde bu tür duyguların gelişmesini beklemiyorsunuz?

Beklemek zor olabilir, biliyorum. Ama özellikle kızlar için, romantik bir dönem olabilir, düşlere dalabileceği, cinselliğe adım adım yaklaştığı harika bir dönem. Böyle bir süreç –bulaşık yıkamaksızın, faturalarla uğraşmak ya da bebeğin altını değiştirmeksizin– akıl almaz ölçüde tatmin edici olabilir.
Önerime uy ya da uyma, yalnızca birşeyden emin olmanı istiyorum: Hiçbir şey sana olan duygularımı değiştirmeyecektir.

Yaklaşık 18 yıl önce, doğduğun kış gününü anımsıyorum. Sabaha karşıydı, dışarısı kapkaranlıktı, hastane ise sessiz ve aniden bir bebeğin çığlığı duyuldu, uzaktan gelen, keskin, güçlü bir çığlık. Doğum odası, koridorun öteki ucundaydı, arada iki ya da üç kapalı kapı vardı ve işin aslı hiçbir şey duymamam gerekirdi. Ama ta içimde birşeyler, o çığlığın sana ait olduğunu söylüyordu bana. Ve öyleydi de.
O günden beri, her ne olursa olsun, ne kadar zaman geçerse geçsin ya da arada ne kadar çok kapı olursa olsun, her zaman birbirimizi duyacağımızı biliyorum. Belki duygusal bir düşünce tarzı ama bazen bunun doğru olduğuna inanıyorum.

Seni her zaman sevecek olan,

Baban.”

Alexander Bowes- Reader’s Digest
Çeviren: Aylin Yengin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir