Bir duyuş mezhebi

Sevgi, madde dünyasının katı kuralları dışında kalan bir yaşam biçimi, bir duyuş mezhebidir. Sevgi kendi başına bir duyu, bir duygu göstergesi değildir. Eğer yalnız bu normlar içinde sunulursa, gerçek gücünden çok şey kaybeder. Bu durumda ona sevgi demek bile boşunadır.

Bu duyguya ilgi ya da sempati demek daha doğru olur. Bizim anlatmaya çalıştığımız o kutsal duygu, o potansiyel güç ile asla karşılaştırılamaz.

Kuru kuruya sevgi olmaz. Sevgi her zaman şefkat ile kol kola gezer. Sevgiyi daha da yücelten şefkat duygusudur. Böylece daha kutsal bir duruma gelir.

İnsanları sevgi içinde birbirlerine daha fazla yaklaştıran duygu; acıma, üzülme ve merhamet duyma duygusu değil, şefkat duygusudur.

Acıma, kendi başına karşımızdakinin durumuna üzülme ve merhamet duymaktır. Merhamet ise, biraz da, bir gün gelip, bizim de bu duruma düşebileceğimizin korkusudur.

Oysa, şefkatin kaynağında hep sevgi vardır. Tek başına seveni de sevileni de güçlü kılan bir duygu…

Şefkati görmek için ne göze ne de ışığa gereksinim vardır. Gönül gözü ile bakmak, bakmasını bilmek yeterlidir.

Sevgi insanın içinden kendiliğinden doğup gelen bir duygu değil, bir hareket, bir kararlılık, bir eylem halidir.

İnsan pürüzsüz bir sevgi ile bağlandığı kişinin, her zaman iyiliğini, güzelliğini, gelişmesini, yücelmesini, üstünlüğünü ister. Doğaldır ki, tüm bunların oluşması, bir çabayı, bir gayreti, bir emeği gerektirir.

Bu çabaların içinde sevdiğimiz insanın, bizim istediğimiz gibi olması gibi egosal tavırlar ve davranışlar yoktur. Tam aksine, kendi kişiliği içinde gelişmesi, kendini bulması ve kimliği ile buluşması isteği ön plandadır. Her zaman kendi içinde sonsuz bir özgürlüğü tadımsaması ve asla tutsaklık içinde olmaması gerektiği görüşü vardır.

Sevgi verirken zenginleşen, alırken zenginleştiren çok özel bir duygudur. Sevgi; iki kişinin kendi başlarına, birbirlerine duydukları bir duyumsama olayı değildir. Zaten öyle olsaydı, bir bencillik görüntüsü olmaktan ileri gidemezdi.

Sevgi insanın kişiliğinin oluşmasında, kişinin de çevresine, toplumuna, milletine, dünyasına ve hatta evrenine doğru yönelişidir.

Sevdiğimiz kişide, tüm insanları, tüm insanlığı, tüm dünyayı içimizde hissedebilmek, bunu büyük bir çoşku ile haykırabilmek ve tüm bu duyguları bir yansımada yaşayabilmektir.

Sevgi, insanın kendisini tamamlayabilmesi için gerekli olanları araması ve bulunca da var oluşunun en yüce tadına erebilmesidir.

Gerçek sevgi öylesine çekici, öylesine önüne geçilemez bir çekim gücüne sahiptir ki, onu anlamamızı ve kavramamızı engeleyen dünyevi koşullardan ve baskılardan sıyrılıp kurtulduğunuz anda, tüm yüceliği ve akışı ile onu bulacak ve sahipleneceksiniz. Sevginin yaşamda birçok biçimleri ve görüntüleri vardır. Bunlar basit bir sempati gösterme, arkadaşlık, dostluk, iyi bir ilişki, her türlü düşünceden arınmış bir hizmet ve kendini bilinçli bir biçimde karşımızdakine sunma gibi çeşitli biçimlerde boy gösteren sonsuz hallerdir.

Oysa sevgi, insan ruhunun onu yaratan güçle birlikte ve “bir” olduğunu anladığı zaman onu ifadelendirmek için gösterilen çabaların toplamıdır.

İşte bu sevgi, evrenin akışını bile yönlendirir. Bir insan bir kez sevgi yoluna baş koydu mu, yüreği de sevinçle, huzurla dolmaya başlar.

Çünkü, işte o zaman, insan bu dünyaya geliş nedenini algılamış ve gereğini yerine getiriyor demektir.

Ne zaman ki sevgi nefreti yener, şefkat zulmü kovar, merhamet acının yerini alır, hoşgörü tüm katılıklara savaş açarsa, işte o zaman dünya tüm kötülüklerinden, pisliklerinden arınmış ve yaşanır duruma dönmüş demektir.

Kendimizden başkaları ile duyarlı bir biçimde yaşamayı ve daha da ileri gidip, onları sevmeyi öğrenmek, bir düşün ve beden işçisinin çalışmalarının zorluğu denli inanılmaz bir çabayı gerektirir.

Sevgi kişinin maddeden arınarak saflaşmasının yaşama olan yansımasıdır.

Hanri Benazus

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir