Ölümsüzlük… ve sevgi

Sevginin ölçü birimi, biçilişi, tartılışı, eni, boyu; bildiğimiz tartı ve ölçütler değildir. Sevginin ölçütlenme biçimi, bambaşka değerleri kapsar. Sevgiyi, bilinenlerin dışında bir ölçütleme ile değerlendirmek durumundayız. Bu ölçü biriminin adı da ölümsüzlüktür.

Sevgi, yalnız yaşam dediğimiz kısıtlı ve sınırlı bir süreçle değerlendirilebilecek bir duygu değildir. Ölüm ve ölüm ötesi değerlerde yaşatılabilen, varlığını sürdürebilen, öldükten sonra bile, herkese yansıyışını sürdürebilen tek duygudur.

Bu durum nesiller önce de böyle olmuştur. Tıpkı bugünlere dek yansıyıp gelen ve yarınlara doğru yol almaya devam eden, Mevlana’nın, Yunus’un topluma sundukları evrensel sevgi gibi…

Sunmaya çalıştığım bu coşkulu duygu, yaşamımızın ve tüm yaşamların süreçlerinde devamlı olarak hissedile gelmiş ve yarınlara da yelken açmıştır. Ölümsüzlük sonu değil, devamlılığı gerçekleştirir. Sevginin olduğu yerde, kişiler arasında bir gönül hoşluğu içinde, bir bütünlük vardır. Bu bütünlük her türlü engellemeye, her türlü açmazlara karşın yaşamımıza yansıyacaktır. Fakat sevgi tüm yüceliğine karşın, dünyada en çok sömürülen, en çok kötüye kullanılan, en çok yıpratılan bir duygudur da… İnsanoğlu hep zengini, güçlüyü, büyüğü oynamak ve olmak peşinde ve ısrarındadır. Oysa yaşamda o kadar önemli, o kadar güçlülük ve mutluluk veren, sevgi dolu küçücük hedefler vardır ki… Ötekilerinin peşinde başı boş sürüklenirken, kollarımız hep boşlukları kucaklarken, o küçücük ve belki de önemsemediğimiz değerler, o buram buram sevginin kaynağı olan kimliğimizi yansıtan gerçekler; yaşam savaşında, bize ayakta kalma gücü aşılarlar. Bu sevginin gücü, bu sevginin kutsal enerjisidir.

Yaşam; doğumla başlayan süreçte, önümüze bir varış noktası olarak konulan ölüme karşı bir direnme olayıdır. Dikkat edilecek olunursa, bu nedenden dolayıdır ki; yaşam bir eylemden çok bir düşünce akışı olayıdır. Aynı zamanda yaşam, bir zaferler, başarılar, üstünlük gösterme dizisi değil, bir savaşlar, çatışmalar, anlaşmazlıklar ortamıdır. Oysa sevginin ne başarı ile ne de çatışma ile ilgisi vardır? Çünkü o, kesintisiz mutluluk aracıdır.

İnsan kendisine pay biçilen, kendine hak gördüğü yaşamını, kendince en iyi bir biçimde tamamlayacağım, tüketeceğim diye bir bilinçle hareket eder, durur. Ancak sonunda, yaşamın kendisini tükettiğini büyük bir düş kırıklığı ile anlar. Bunları aşmak; gerçeklerden kaçıp, yalan yanlış bir yığın doğrunun arkasında koşmak değil, sevgi dolu iç dünyamızın bu gerçeklerini anlamaktan geçer.

Her canlı sevgi ve şefkate muhtaçtır. Bunun gerçekliğini anlamak için; sahip olduğumuz zekâmızın sınırlılığı çok büyük bir önleyici etkendir.

Tohumdan fışkıran bir bitkiyi, hareketi sağlayan gücü, av köpeğinin avını bize getirten içgüdüsü ve buna benzer birçok örnekler gibi herşeye bir yığın düşünsel sonuçlar çıkaran akıl, nedense söz konusu olan sevgi ve şefkat olunca hep ağırdan almayı yeğler.

Göz insanın en fazla yanılan, tutarsız ve hatta önyargılı organıdır. Ona güvenerek ve alışkanlıklar edinerek çevremize hep bakarız da, neden ancak ara sıra görürüz.

Bakmak görmek değildir. Çoğu zaman gereğince görebilmek için, birçok engel ve etkeni dışlamak gerekir. Çünkü bir sevgisizlik ortamı içinde baktığımız şeylerin çoğuna, yaşam boyunca bir yığın koşullanmalarla tutsak edilmişizdir. Sevgisizlik ortamında tutsaklıklar, duyularımızı körletirler.

Dışa dönük tutsaklıklarımızı ortadan kaldırma durumunda ve kararlılığında olmalıyız. Gerçek; saplantılarınızda, düşlerinizde değil, sevgi dolu içsel dünyamızdadır.

İnsanların birbirlerini sevmesi, birbirleri için ölmesi gerektiği anlamına gelmez. Olsa olsa birbirleri için yaşama durumunda olmalarını kapsar. Zor olan, insan onuruna yakışır bir biçimde yaşamaktır. Çünkü yaşam devamlılığın bir simgesidir. Ölümü istemek, yaşamdan, görevden, zorluklardan kaçmak, kısacası kolayı seçmektir.

Ölüm zayıf, yaşam var oluşun kanıtlanmasıdır. Ölüm isteği ve beklentisi kişinin sevgiden yana umudunu kaybetmiş olduğuna inanmasıdır.

Dünya, bizlerin doğumuyla birlikte, bizden kurtulmak için adeta özel bir çaba harcar. Takvimden her eksilen yaprak, onun bu ısrarının en büyük kanıtıdır. Ama bizler nedense bir sevgi açlığı içinde, hep dünyayı kurtarma çabası içinde olmayı yeğleriz. Hem de onun bizi tükettiğini bile bile… Amaçlarımız, beklentilerimiz, eylemlerimiz bu dünyanın üç boyutu içinde sıkıştıkça, kendimizi aşmamız olanaklı olmaz.

Eğer bizler bu değerleri sevgi ortamının evrensel ölçütlerine taşıyamaz ve ölüm ötesi değerler durumuna getiremezsek, dünyasal ölçütlerin acımasız ve kararlı sonuçlarına katlanmak durumunda kalacağız.

Sevginin en büyük getirisi, kişinin içinde paylaşabileceği milyonlarca dünyanın olduğunu keşfetmesidir.

Hanri Benazus

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir