Sevmek ve yaşamak

Dünyanın tüm değerleri, tüm servetleri sizin olabilir. Ancak, hepsi belirli bir süre içindir. Onlar bize dünyevi ölçütler içinde verilmiş emanetlerdir. Hem de onları sahip olduğumuz olanaklar içinde en iyi biçimde değerlendirip, kullanalım diye…

Ancak sevgi dünyasının sunduğu zenginlikler, kişinin sonsuza dek servetidir. Bir kez kazanıldı mı, asla kaybedilmeyen ve üstüne üstlük, devamlı olarak artan…

Sevgi, yaşamımızda daima bir aydınlık, bir zenginlik, bir yücelik, bir üstünlük, bir ışık ve huzur getirir. Eğer, bu sevgi dünyasını keşfetmiş ve yaşama geçirmiş biriyseniz biliniz ki; her zaman için, sizi seven, yardım eden kişilerce çevreniz adeta kuşatılmıştır.

Sevmek, sevgiyi yaşamaktır. Sizi asla yüzüstü bırakmaz. O, kendi gücünün gerçek kaynağını sizin önünüze serer ve yol gösterici olur, rehberlik eder.

Gerektiğinde, gereken şeyleri ve ortamları sağlar ve asla bizi terk etmez. Çünkü bizler saf sevgi durumuyuz.

Sevgi, her yeni günün sabahında, daha çok olumluluk, daha çok anlayış ve paylaşış sunan bir müjdeci gibi bizlere önderlik yapar. Siz burada adeta kutsanmış bir varlık gibisiniz.

Bu gücünüzün, sevgi coşkusunun farkındalığına erin. Çünkü sevginin bu coşkusu, her gün; artan sayıdaki insanları etkisinin alanı içine alarak, sınırsızlığı kanıtlayacaktır.

Benim anlatmak istediğim, bizlerin her gün yeni baştan keşfedilmeyi bekleyen, harikalar yaratabilecek güçte bir sevgi dünyasına sahip olduğumuzu bilmemiz gerektiğidir.

Sevgi, herşeyden önce bizden başkalarına yansıyan bir duygudur. Yeri geldiğinde kendisini ikinci plana atmasını bilmek, önceliği başkalarına vermek ve tüm insanlığı kucaklamak isteyen kutsal bir duygudur.

Evet, sevginin aranan, istenen, özlenen, ideal biçimi budur. Ancak kabul etmek gerekir ki, ego nun esaretine adeta teslim olmuş olan bizler bu yücelikten çok uzağız.

Bizim daha çok benimsediğimiz sevgi, kadınla erkek arasında, ilk etkisi ile adeta iki bedende bir ruh biçiminde görüntü veren, birbirlerini tamamlama iddiasında olan, düşüncelerinde, hareketlerinde, beklentilerinde bir olmuş gibi olan insanların, bir yerde de inkar edilemeyen sevgileri…

Ancak bunlar bir çabanın, bir anlayışın oluşturduğu bir sevgi olmaktan çok, doğa kanunlarının ön plana çıkıp, hüküm verdiği tutkulardır.

Bu nedenle, şefkat, merhamet, yakınlık, arkadaşlık, analık, içgüdüleri gibi duygular, hep sevgi ile karıştırılmıştır. Oysa sevgi kendi başına ayırımsızlık ve karşılıksızlıktır.

Zevk ve hazların beklentisi, acılar, korkular; ardından üzüntüleri ve yılgınlıkları getirir. Bunları önleyen olgular da genelde maddeseldir. Maddesel etkiler de, sonucunda yıpranmalarla son bulur.

Çünkü bu duygular, yapıları gereği sınırlıdırlar ve bir kısır döngü içinde devam edip, kendilerini tüketirler. Bunların önlenmesi için, bir başka etki kaynağına gereksinim vardır ki; o da tek başına sevgi dediğimiz ilahi gücün kaynağıdır.

Geçici olan bir şeyi, sonsuza dek bir aynılık içinde tutamazsınız. Geçici olmayan tek şey, asla yıpranmayan, değişmeyen ve gerçeklerin kaynağında yerini bulan sevgidir.

Sevgi, karşılıklı özen ister. Bu noktada sevgi, almaktan çok, vermeye; egosal baskılardan sıyrılıp, birliktelik içindeki duyumlara; sahiplenlemelerden çıkıp, paylaşımlara; kendimize dönük önceliklerden sıyrılıp birlikteliklere dönüş olayıdır.

Sevgi sorun çözücü birlikteliklerin oluşturucusudur. Bu bir yerde bireyin, karşısındakini koşulsuz olarak benimsemesidir.

Zaten sevgiyi tanımlarken önem taşıyan, bireyler arasında süren ilişkinin zaman uzunluğu değil, karşılıklı olarak gösterilen özenin niteliği ve gerçekçiliğidir.

Bu ilişki içinde herkes kendi dünyasını ve kişiliğini oluşturmakta özgürdür. Ancak sevdikleri ile birlikte bu kutsal sevgi tapınağını yapmak için, birlikte harç karar, taş taşır, duvar örer…

Burada gözyaşı ile gülümse- me; anlayış ile saygı; hoşgörü ile kabullenme başka başka anlamlar taşımaz.

Sevgi; bireylerin karşılıklı olarak birbirlerine gösterdikleri özenin, verdikleri güvencenin sağlandığı, umutlarını da korkularını da paylaşarak benimsedikleri, gelişmelerin her bireyi aynı ortamda, ancak ayrı ayrı yüreklendirdiği yüce bir ortamdır.

Bu duygular içinde hiç kimse, bir diğerinin kopyası ya da uzantısı değildir. Her biri tüm özgürlükleri, güzellikleri ve öz kimlikleri ile tam bir örneklik sergiler.

Seven insan, sevdiğine karşı hep açık yürekli, yalansız, şefkatli ve hoşgörülü olur. Birbirlerine benzemeyen, hatta yaratılışları gereği, aykırı karakterde olan insanların arasında oluşuveren sevgi duygusu, karşılıklı yakınlaşma, yücelme ve yansıma biçiminde insanın yapısına siner.

Sevgi, karşılıklı iletişimler içinde bir bütünleşme olayıdır.

Hanri Benazus

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir